Bahis - Rachel Van Dyken | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Bahis
Özgün Adı: The Bet
Seri Sıralaması: The Bet
Yazar Adı: Rachel Van Dyken
Çeviri: Alp Levi
Yayınevi: Hyperıon Kitap 
Baskı Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 264
Kitaba Puanım: 5/2
 
Bahis kitabını Yalova’dan dönüşte yolda okumuştum. İnce bir kitap olduğu için kısa bir sürede bitirdim. Sevdin mi diye sorarsanız hayatımda okuduğum en boş kitaptı diyebilirim. Yazarı sanırım kendini denemek için yazmış, hani olsa da olur olmasa da olur ben yazdım olsun diyerek kaleme aldığı bir kitap bence, zira mantıkende zorlatan bir kitaptı o kısacık zaman diliminde. Çeviriden mı yoksa yazardan mı ötürü birçok yerde “bu ne dedi şimdi?” diye boş bakarak devam ettiğim bir kitap oldu. Aslında üzerinde düşünülüp yazılsa klişe bir konu olarak daha sevilesi hâle getirilir ama yazar kişi aman beaa demiş, o bir kesin!

 Kitabın temel konusu, çocukluk aşkı olması. Tabi değişik dokunuşlar da var. Jake ile Travis kardeşler. İkisi bir bahise tutuşuyor, Travis aşık olduğu kıza açılmaya çalışırken Jake de o kızı kendine aşık edecek. Çocukça fikirleri bu ama ilerisi için neler yaşayacaklar az çok tahmin edilir cinsten. Kacey ile Jake yakın iki arkadaşlardır ve kızımız yakın arkadaşına aşık. Ups.
Jake kendini beğenmiş bencil bir pisliğin teki ve kadın düşkünü. Travis ise çocukluktan beri aşık olduğu kadına - Kacey - bağlı bir adam. Travis bence kitabın en sevilen ve katlanılan noktası olabilir.

Zengin biri olarak Jake'in sonraki sayfalarda okuyoruz, Kacey’in kapısını çalarak göstermelik bir teklifle rol yapmalarını istiyoruz. Şirketteki konumunu sağlama almak için nişanlı bir adam - aslında sadık biri olması gerek - olması gerekiyor ve en yakın arkadaşının kapısına koşuyor. Yapmaları gereken tek şey ise sadece hafta sonunu nişanlı bir çift olarak geçirmek. Bu kadar basit görünüyor olsa da öyle değil. Kacey ile tensel temasları beni rahatsız etti çünkü aralarında duygu yok. Tek duygu kızın geçmiş kalp kırıklığı. Ve bir de ağabey var. Bu arada elemanların yaşları çok gençk, 24 yaşında Travis çiflik sahibi. Diğerini hafizam silmiş, iyi de etmiş! Travis, bu adam zil zurna aşık ama kardeşi ile aşık olduğu kadınla bir hafta sonu geçirmek zorunda kalıyor. Kardeşi ile aşık olduğu kadın. Bu kısmı da beni rahatsız etti. Aşk üçgeni oluşmaya çalışılmış ama başarısız olmuş ve saçma. Kardeşi ve aşık olduğu kadın. Peki.

Bir adama aşıkken, yıllar yılı kalp kırıklığı yaşarken hasta sonu ailesiyle geçirdiğiniz o zaman diliminde baş belası olarak nitelendirdiğiniz aşık (!) olduğunuz adamın ağabeyine sırf yakışıklı gamzesi var ve kaslı diye ilgi duymasınız hâliyle.
Aslında aşk bu hani kime ne zaman ne şekilde aşık olacağını kimse belirleyemez ama bu denli yakın, kan bağı olan kişilerin o aşkın kolları olması ve yüzeysel şekilde aşkı ele almaları beni rahatsız etti. Gerçekten sağlam bir şekilde daha duygusal hissedilir şekilde yazılmış olsa mantıklı sebeplerle evet derdim ama bu olmamış. Bizimle değilsin!

Ama yine de Polyana olarak şöyle bir fikir geçmedi değil aklımdan; bir küçük daha uzun yazılmış olsa, yaşanılan ikilem ve duygu geçişleri gerçek anlamda güçlü işlenebilseydi bu kitabı sever miydim? Böyle bir konu daha gerçekçi duygularla yazılır da okursam o zaman söylerim ✋

Kitap hakkında zihnimde kalan Travis’in ayı korkusu, ağaç eve çıkarken kıçında duran böceği Kacey’in sopa kullanarak - evet kıçına vurdu - bertaraf etmesi, Jake’in Kacey ile birlikte lise mezuniyet toplantısına katılırken ayarttığı o kadın olmuştur. Yani öyle elle tutulur bir şey yok. Düşünüyorum, evet bir şey yok.
Anlayacağınız üzere ben konusunu da kitabı da sevmedim. Sevilesi bir yanı yok, Travis katlanılır kılmış belki bir nebze ama cıks, sevilmiyor dostum.

Yani okumak isteyene mani olmam ama zamanınız bol ve yapacak bir şey yoksa ve aman beaa zihnim dolsun iş olsun derseniz kitaba bakın.
Tavsiye etmiyorum ama ✋

 "Sana bir teklifim var."

Bu sözler, Seattle milyoneri Jake Titus'un ağzından çıkar çıkmaz Kacey, orayı terk etmeliydi. Kacey, çocukluk arkadaşı Jake'i görmeyeli yıllar olmuştu fakat Jake, hasta büyükannesinden bahsettiğinde Kacey, bu yaşlı ve tatlı kadın için her şeyi yapmaya hazırdı. Onun iyiliği için nişanlı taklidi yapmaları gerekiyorsa, öyle olsun. Fakat Kacey, Jake'in ağabeyi Travis'in de hâlâ orada olacağını hesaba katmamıştı. Ona "Şeytan" demesinin bir nedeni vardı: kendisini nasıl da kandırıp alay ettiği asla unutmamıştı. Her şeye rağmen, tekrar karşılaştıklarında Travis'in harikulade gülüşü, kalbine bir ok gibi saplandı... Ve böylece Kacey'in kafası her zamankinden daha çok karışmıştı. Günler geçtikçe yalnızca bir tek şey endişe verici ölçüde netlik kazanıyordu -Jake'in teklifini asla kabul etmemiş olmalıydı.


İsimsiz Dosya: Neşe - Sümeyye Akarçay | Kitap Yorumu


Kitap Adı: İsimsiz Dosya: Neşe
Seri Sıralaması: ⭐
Yazar Adı: Sümeyye Akarçay
Yayınevi: Indigo Kitap
Baskı Yılı: 2018
Sayfa Sayısı: 480
Kitaba Puanım: 5/5
 

“Hayat, bize biçilen rolün oynadığı sekanstı.”

Sümeyye Akarçay kalemine güvendiğim gözüm kapalı önereceğim yazarlardan başı çeker. Çünkü bir kitabın üzerine ne kadar emek veriyor kendim bilirim. Bir keresinde kitabı çay benzetmesi yaparak demlenmesi demini alması gerektiğini söylemişti ve gerçekten de haklı. Zira Hayatın Ruhu yazdığı kitaplardan - Neşe'yi okuyana kadar- en çok beğendiğim sevdiğim kitaptı. Neşe ise bambaşka bir kitap, içerisinde aksiyon ve macera da var. Üstelik komik bir dille farklı şekilde anlatılıyor. Kitabın içeriğinde yok yok yani. İç tasarımından kapağına basımına kadar ki o sürede, gecesini gündüzüne katarak emek sarf eden herkese, kitabını okuyanların diyeceği tek şey, her övgüyü sonuna kadar hak ediyor olmalı. Ki gerçekten de öyle. Kitap tam anlamıyla olmuştu, sonuna kadar da her övgüyü hak ediyor.

Konusuna kısaca değinecek olursam; Neşe ve saz arkadaşları bir haker çetesinin üyesidir. Öyle zararlı bir işleri de yoktur. Geliştirdikleri sistem ile onlara mesaj gelir ve yapılması gerekeni yaparlar. Neşe sahaeelemanı çoğunlukla, görevlerde aktif olarak rol oynar. Ve bir gün aldığı işinde hiç görmemesi gereken bir şeyi görür. Ondan istenen bir şirkete girip bilgisayardan dosya çalmaktır ve onun ulaşmaması gereken bir bilgiye ulaşır. Eline geçen bu videoda izledikleri sayesinde hayatı geri dönülmez bir yola girip allak bullak olur. Ekibin geri kalanı Nazif Baba ve Cengiz'in kendini savunması için hayatlarına aldıkları adamın bütün dengesini bozup raydan çıkan hayatını iyice düğümleyeceğini bilmez.


Farklı bir kimlikle kendini tanıtan Emir’in asıl amacı nedir?
Neşe, sadece hayatının değil kalbinin de tehlikede olduğu bir oyunun içine düşeceğini bilmezken gerçeklere nasıl kavuşacaktır?
Güveninin boşa çıkması mı yoksa sevdiği adamın bir yalancı olması mı daha çok üzecektir?
Bütün bu soruların ve daha fazlasını kitabın içinde saklı.

Okurken sıkmayan, zaman zaman kahkahalar attıran, başından sonuna merak duygusunun eksilmediği, akıcı bir kitap İsimsiz Dosya: Neşe kitabı. 
Büyük bir gizemleri başlayıp beklenmedik bir finalle ters köşe yapmış yazar ve gerçekten en beklemediğim karakteri asıl düğümün kendisi olarak görmek şaşırtıcıydı. Emir ve Neşe'nin evlilik durumları, Neşe’nin yeni gelin heyecanını yüzümde büyük bir gülümseme ile okudum. O kısımların geçiş kısmı olduğunu kitabın seyrinin sonrasında beklenmeyen başka kişilerin ortaya çıkışıyla yön değişti ve daha heyecanlı hâle geldi. Emir olarak bildiğimiz elemanın bir sırrı vardı ve Neşe o sırra ulaşması için küçük adımlar atıyordu.


Neşe’nin yerinde ben olsam Emir’i affedebilir miyim? Bilmiyorum ama Neşe’nin yüce gönüllü bir karakter olduğunu söylemem gerek. Şapka çıkarırım karşısında. Ben olsam çok daha farklı bir seyir sürerdi. Neyse ki Neşe idi de ben değildim. 
Finali ise gerçekten beklemediğim bir şekilde bitti. O son bölüm! Tam anlamıyla sağlam bir yumruk etkisi bıraktı. Kitap boyu sağ gösteren yazar sonunda soldan vurdu. Seri olduğunu biliyorum ve ikinci kitabın ne zaman geleceği hakkında bir fikrim yok. Bildiğim tek şey ise öyle bir finalden sonra ikinci kitabı büyük bir heves ve heyecanla bekleyecek olmam.
Umarım Sümeyye Akarçay bizi çok fazla bekletmez.

Genel anlamıyla akılda kalan okurken keyifli zaman geçireceğiniz bir kitapt ve kesinlikle öneririm. Okuyun ve mümkünse okutun.
 

Âşk 1 ile 0 arasındadır.
Ya sevginle 1 (var) olursun ya da 0 (yok) olmaya mahkumsun. Hayat, bize biçilen rolün oynadığı sekanstı.
‘Başlat’ tuşuyla yola koyulan yaşamımızın bir sonraki dakikasında kiminle tanışacağımızı bilmiyorduk. Bulutların arkasından çıkıp gözlerimizi kamaştıran bir yüzle karşılaştığımızda, kum saati gibi tepetaklak oluyorduk.
Keskin çizgilerimiz vardı ama ruhumuza dik, kalbimize paralel gelen her aşka usul usul ‘Merhaba’ diyorduk. Sevgi bizi kaplarken dibi görünmez belirsizliklerine rağmen aşka kuşanıyorduk. Benim hikâyemin kahramanı iki farklı kişilikti. Kurulu sistemime bir virüs gibi girdi, hedefine kilitlenerek yayıldı.

(Tanıtım Bülteninden)




Kime Dokunduğuna Dikkat Et! - Jennifer L. Armentrout | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Kime Dokunduğuna Dikkat Et!
Özgün Adı: Stone Cold Touch
Seri Sıralaması: The Dark Elements #2
Yazar Adı: Jennifer L. Armentrout
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Yayınevi: Dex 
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı:508
Kitaba Puanım: 5/5

Soluk kesen bir kitap Kime Dokunduğuna Dikkat Et. İlk kitap öyle can alıcı yerde, Roth'un cehennemi gidişi bitmişti kitap ve okuyanı şaşkınlığa uğratmıştı ki sonrasında neler olacağını merak ederken buldum kendimi. Ah, hayır, Roth ölmüyor fakat ölmekten beter cehennemin ateşli çukurlarına kapatılıyor. Layla gibi beni de bir burukluk, bir melankoli, bir hüzün sarıp sarmalamıştı o satırları okurken. Ama Roth işte! Cehennemin ateşli çukuruna o tıkılmamış gibi tüm yakışıklılığı ve alaycılığıyla hiçbir şey olmamış gibi, tek parça halinde geri dönüyor.  

Layla, Roth'un geri dönmesiyle tekrar nefes alabildiğini hissederken, duyduğu kırıcı sözlerle hem sevinci hem de nefesi kursağında kalıyor. Roth'un asıl amacını kitabın sonunda anlıyoruz tabi. Karşılaştıkları o anlarda aralarındaki soğukluğun bir sebebinin olduğunu sezmiş olsam da az biraz Roth’a kızdım, yalan yok. Roth'un Layla'yı kendinden uzaklaştırması için sıktığı palavralara ancak saf biri inanabilirdi. Aaa evet, kişi Layla! Bir iblis -yakışıklı olan bir iblis- senin hayatını kurtarsın, peşinde pervane olsun, elinde fırsatı varken seninle işi pişirmesin kendini geri çeksin, seni gerçekten sevsin, ansızın saçma bir kaç sözcükle seni itsin ve sen inan. Layla işte, inandı.

Layla Roth'un onu geri püskürtmesiyle yıkım yaşıyor, sonra koşuyor, Zayne'nin kollarında teselli buluyor. Zayne ise çakal, bulmuş fırsatı elbette ki değerlendiriyor, Layla'ya yaklaşıyor. Zayne’nin bencil biri olduğunu biliyorduk ama fırsatçı kişiliği sonradan çıkıyor. Neyse.

Kitap boyu Layla'nın ikilemini okuduk, bazı yerlerde sinirim bozuldu bazı yerlerde Layla'nın hissettiği o çaresizliği hissettim.


Layla'nın kafa karışıklığı, Zayne'nin bir şeyler yaşama hevesi derken benim dikkatimi tek bir yerde toplandı. Roth ne kadar alaycı ve vurdumduymaz yapıldıysa da Layla'yı Zeyne'nin yanında görmeye dayanamıyordu. Roth, cehennemi boylamadan önce sihirli yılanı Bambi Layla da kalıyor. Geri döndüğünde de yılanı geri istemiyor. Asıl amaç Layla'yı o yanında yokken Bambi'nin koruması...

Layla kim olduğu, Roht geri dönüş amacını sonraları öğreniyoruz. Kurgu öyle bir tasarlanmış ki taşlar yerine oturunca anca biriken soruların cevaplarını alabiliyoruz. Yan karakterlere değinmeyeceğim ki asıl kilit noktalar onlar. İpucu vermeden de anlatabileceğimi de sanmıyorum.

Kitap 506 sayfa, kısa zamanda okuyup bitirdim. Kitap son derece akıcı ve sizi içine çeken bir anlatımda. Bir sonraki sayfaya geçmek için heyecanlanırken nelerin olabileceğini merak ederken buluyorsunuz kendinizi. O tempo hiç düşmüyor.
Kelimenin tam anlamıyla duyurucu bir romandı. Şiddetle tavsiye ederim.
Düşün ki on yedi yaşındasın, damarlarında hem iyinin hem kötünün, hem İblis'in hem Muhafız'ın kanı dolaşıyor… Düşün ki iki aşk arasındasın; bir yanda çocukluk aşkın, bir yanda nefes kesici yakışıklın… İşte şimdi Layla'yı anlamaya başladın! Doğru ile yanlışın, kalbi ile mantığının arasında kalmış Layla'yı…

Layla, darmadağın olmuş hayatını toparlamaya çalışıyor. Çünkü onun gizemli güçleri değişmeye başlıyor, Muhazıf klanı tehlikeli sırları ondan gizliyor ve hiç beklemediği bir anda Roth, dünyasını sonsuza dek değiştirebilecek haberlerle geri dönüyor. Karanlık Elementler serisinin ilk kitabı Kimi Öptüğüne Dikkat Et! 'in ardından, Kime Dokunduğuna Dikkat Et! ile Layla gerçeğe biraz daha yaklaşıyor. Onunla yürümeye var mısın?
(Tanıtım Bülteninden)

Kimi Öptüğüne Dikkat Et! - Jennifer L. Armentrout | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Kimi Öptüğüne Dikkat Et
Özgün Adı: White Hot Kiss
Seri Sıralaması: The Dark Elements #1
Yazar Adı: Jennifer L. Armentrout
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Yayınevi: Dex 
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 428
Kitaba Puanım: 5/5
Karanlık Elementler serisi benim en sevdiğim serilerden başı çekiyor. Daha önce okuduğum zaman yazdığım yorumu yeni baştan elden geçirmeye karar verdim.
Yazarın kalemini bu seri ile sevdim ben, güncel aşk romanları da güzel fakat bu seri bir başka şahane olmuş. Öncesinde Sağdıç kitabını okuyarak başlamıştım, Jennifer'i okumaya. Diğer fantastik serilerin de takibindeyim. Yazarı ve kitaplarını tavsiye ederim. Bir şansı kesinlikle hak ediyor!

Bir öpücük ciddi sorunlar oluşturmazdı, yani öyle olması gerekirdi! Layla’nın hayatında ise durum biraz karmaşık... Şöyle ki, onun etrafında olup da ondan hoşlanabilecek erkekler için büyük bir tehlike arz ediyor. Nedeni mi? Layla yarı iblis, yarı muhafız. Yani her türlü tehlikeli. Fantastik kitaplardaki şaşmaz bir durum, bu kitapta da geçerli, karakterimiz ‘normal’ bir hayatı olsun istiyor. Diğerleri gibi, sıradan bir kız olmak istiyor.

Annesi onu doğduğu gibi terk etmiş, babası ise bilinmiyor. Kim oldukları hakkında herhangi bir fikri bile yok. Muhafızlar tarafından bulunduğunda çok küçükmüş... Birlikte büyüdüğü klan liderinin oğluna karşı ilgisi var, hatta aşık olduğunu düşünüyor. Tabi ona yaklaşmaması gerektiğinin de bilincinde. Ona zarar vermekten korktuğu için uzak duruyor.

Layla bulunduğu durumun karmaşıklığıyla, aşk acısı çekmesi bir de içindeki iblisin güçlü istekleri bastırmaya çalışması onu son derece zorluyor. Bir de hayatının orta yerine bomba gibi düşen Roth ile işler iyice sarpa sarıyor. Layla'nın hayatı yeterince karmaşık değilmiş gibi kendini bir düğümün kilit noktası olarak buluyor ve böylece amansız bir macera başlıyor.

Roht bir iblis. Aslında baya özel bir iblis. Cehennem Velihatı Astaroth'dur kendisi. Adam iblis ya hani, her türlü kötülük ve pislik ondan beklenir ama öyle değil. Roht bizim melezin hayatını iki kez kurtarır. Yazar bu karakteri öyle bir yazmış ki, muhafızlardansa ben iblislere sempati duymaya başladım. Yani yaptığı esprilere gülerken, dürüstlüğünden etkilenmedim desem yalan söylemiş olurdum.


Zayne, o da bir velihat, bir Muhafızdır ve klan liderinin oğlu. Kendince doğruyu yapmaya çalışan, kurallara uyan sıkıcı bir adam. Onda dövme yok ama o da fena sayılır. Beni en sinir eden özelliklerinden biri her şeyi -ne duymuşsa- babasına yetiştirmesi.  Layla'ya karşı bir şeyler hissediyor -Layla'nın kız kardeş düşüncesinin ötesinde bir şeyler- kızımızı seviyor, onu korumak için canını bile ortaya koyabilir ama babasının baskısına boyun eğmiş olması bir şeyleri ondan saklaması beni gerçekten sinir etti. Üstelik Zeyne bence bencil herifin teki. Yani Layla'dan onun hayatı ile ilgili önemli şeyleri saklarken, Layla'nın bir şeyler sakladığını fark edip kızması adaletsiz bir tutum.

Aslında Layla gibi çoğu yerde ikilemde kalmadım değil. Tamam Roth, tüm çekiciliğiyle dururken neden Zayne diye direttiğini empati yapabilirim. Çocukluktan beri tanıdığı güvendiği hatta aşık olduğunu sandığı adam dururken, hayatına birden bire dalan iblise güvenmek çok da kolay olmasa gerek. Tamam doğrucu Davut'luk üstlenmiş olabilir ama bir yandan da iblisler yalan söyler derken Layla'nın ikilemde kalması normal. Yine de Roth'u itip Zeyne'in peşinde kedi yavrusu gibi dolanması sinir bozucu. Hem iblisler bencil ve pislik olmazlar mıydı? Roth'daki bu fedakarlık da neyin nesi?

Kitabın kapağına bir iki çift laf söylemek istiyorum. Yahu orijinal kapak dururken bu da nesi? Orijinal kapağın çok daha güzel olduğunu vurgulamak istiyorum, ben o kapağı daha çok sevmiştim. Fantastik kitap sevenlerin aradığı bir kitap serisidir Karanlık Elementler Serisi, bayılacağınıza dair bahse bile girebilirim. Gerçekten çok güzel bir kitap serisi. Yazarın kalemini okuduğum her kitapla daha bir sevmeye başladım. İyi ve harika bir kurgu ile çıkıyor okurun karşısına. Kitap baştan aşağı beni büyüledi, bayıldım. Kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum. Hatta şiddetle tavsiye ediyorum!

On yedi yaşındaki Layla'nın tek istediği normal olmak: okulda göze batmamak, âşık olduğu nefeskesici Zayne'le sıradan bir çift gibi gezip tozmak… 
Ama Zayne, Layla'yı küçük ız kardeşi gibi görüyor ve Layla normal olmaktan çok uzak. Yarı iblis yarı Muhafız Layla kimsenin sahip olmadığı yetenekler taşıyor; onun öpücüğü, ruhu olan her şeyi öldürecek kadar güçlü. Bir gün Layla, Roth'la tanışıyor: kışkırtıcı dövmeleri olan ve Layla'nın sırrını bildiğini iddia eden bir iblis o. Layla, ondan uzak durması gerektiğini bilse de tehlikeli öpücüğün cazibesi yüzünden Roth'a kayıtsız kalamıyor.
Roth'a güvenmek hem aşkını hem de onu yetiştiren Muhafız ailesini kaybetmesine neden olabilir. Ama Roth'tan öğrendiği iblislere dair sırlar, her şeyi değiştirecek gibi… 
Artık Layla için hiçbir şey göründüğü gibi değil…
(Tanıtım Bülteninden)

Hayali Dünya | Mim


Hey millet, ben geldim!
Gelmişken de güzel bir mimle geldim ❤
Ben epey zevk alarak cevapladım soruları, umuyorum ki sizler de okurken en az ben kadar zevk alırsınız ❤
Bu mim'i sevgili Gonca’nın Dünyasından yani Goncik kuşumda gördüm, neden ben de yapmayayım değil mi?
Geçelim sorulara;
1- Gitmek istediğiniz bir hayali dünya var mı? Varsa neresi olsun isterdiniz?

♠ Aslında çok yer var. Fantastik dünyaya adım atmayı çok isterdim misal, ya da kendi hayal dünyamın kapıları benim için açılsa da oraya girsem. Güzel bir yer olduğunu ben biliyorum ama sizlere de anlatabilirim :-)

2- Sevdiğiniz bir dizide veya filmde bir karakter olsaydınız hangisi karakter olmak istediniz? -illa dizi veya film olmak zorunda değil karakteri kendiniz de yaratabilirsiniz-

♠ The Originals dizisinde olmayı isterdim ben. Davina olmak isterdim. Bir düşünsenize, Klaus Mikaelson gibi köken vampirini bile dize getirmiş bir diğer köken vampiri olan Kol Mikaelson ile de aşk yaşamış bir cadı! Gel de sevme bu kadını. Ben o olmak isterdim.

3- Bu sefer de sevdiğiniz roman veya masal kitaplarından birinin karakteri olacaksınız. Hangisi olmak isterdiniz?

♠ Benim için yeri hep farklı olan bir masal var. Çocukluğumdan beridir en sevdiğim masaldır da kendisi. Gerçek güzelliğin iç güzellik olduğunu yüze vuran bir masal bu. Güzel ve Çirkin masalının Bella’sı olmak isterdim. Hem ortak yanımızda var, ikimiz de kitaplara aşığız. Ve ikimizde de bir çirkin sevme potansiyeli var.

4- Gerçek hayatta başka biri olarak doğmak gibi bir şansınız var -kendiniz olamazsınız başkası olmak zorundasınız- kim olarak doğmak istediniz?

♠ Bu zor bir soru. Herkes kendine göre iyi ve kötü olabiliyor. En iyi dediğimiz kişi bile yeri geliyor kötü olabiliyor? Kimin yerinde olurdum diye düşününce bir fikir gelmedi aklıma. Ben kendimden başkası olmazdım sanırım. İşte kaka bir hayat yaşıyoruz zaten, başkası olup farklı bir hayat sürmek fikir olarak cazip gelse de pratikte öyle olmazdı. Ben, benden başka kimse olmak istemezdim. Ben, ben olamayacaksam hiç kimse olmak istemem.

Ve sanırım mim sonuna geldik.
Buraya kadar gelip okuduğunuz için teşekkür ederim ❤
Birilerini etiketleyerek sınırlandırılmak yerine gören herkesin katılmasını bekliyorum ✋

Bana ulaşmak için 👇
wattpad : sonsayfasihayat
instagram : sonsayfasihayat
twitter : sonsayfasihayat

Bir MİM Gördüm Sanki | Beni Ben Yapan Şeyler


Bir mim gördüm sanki!
Evet evet, gördüm.
Herkese merhaba ✋
...


Güneş tepeye çıkmış gün bütün güzelliğiyle başlamışken her insanın kendince bir derdi tasası vardır. Eh, ben de kendime dert edindiklerimle ve de yüreğimdeki yükle gelmiş bir mim görmüşüm. Dedim ki, uzun da zaman oldu, neden yapmayayım!
Bahar gelmiş hoş gelmiş, Nisan yaydığı bütün güzel renklerle etrafa neşe saçmaya başlamış. Ben daha çok yağmurları sonbaharı severim ama bahar da bir başka güzel oluyor. Bu Mim’i sevgili Gonca’nın Dünyasından bloğunun biricik yazarı sevgili Gonca'mın blogda gördüm. Eh kanbersiz düğün olmazdı.

O zaman ben, beni ben yapan şeylerin listesini yapayım ^^
...

#1 Karadeniz aşığı olduğumu bilmeyen yoktur. Memleketim olduğu için değil, böyle bir cennet yer yüzünde olduğu için bir ayrı seviyorum. Yeşili başka güzel, mavisi başka. Bir başkadır işte Karadeniz ❤
#2 Eskiden tam bir filmkolik biriydim. Hemen hemen her türden izlediğim filmleri stok yapıp ara sıra açıp baştan izlemişliğim de vardı. Ama artık diziydi filmdi çok nadir seyrediyorum. Listemde izleyeceğim diye beklettiğim birçok film vardır misal ama artık izlemiyorum. Artık kitapçıyım ben arkadaşım ✋
#3 Yağmuru çok severim. Yağmurda yürümeyi aşırı severim. Bu sene çok oldu öyle dışarı çıkıp yağmurda yürüdüğüm. Yürümeyi severim esasında. Otobüse rast gele binip bilmediğim yerlere gidip yürümüşümdür çok. Ama en çok sevdiklerimle yürümeyi severim. O zaman bir başka geçiyor zaman.
#4 Sevince çok severim ben. Soğumam da biri kadar çabuk olur. Bir şeyi canlı cansız çok çabuk bağlanırım. Dizi film fanı olmadım a!a aşık olduğum kitap karakterleri vardır. Tunç Mirza Yiğit* örneğinde olduğu gibi. Onu bir başka sever benimserim. Bir de Ömer Erez** var. Ayyy canımlar onlar. (*Kayıp Şehir Serisi Gitme kitabının karakteri, yazar Selvi Atıcı. **Rehine Serisi Hayatın Ruhu kitabının karakteri, yazarı Sümeyye Akarçay.)
#5 Kitap okumak, okuduğun kitaptaki hayatlara konuk olmak. Farklı dünyalara gidip orada yaşamak bana göre ve bundandır ki gerçek hayattan bunalınca benim kaçış durağım oldu. Kitap okumak çok başkadır bende.
#6 Çoğu şeyi fotoğraflamak benim en sevdiğim şey fakat kendi fotoğrafımı çekerken ya da çekilirken tam rahat hissedemiyorum kendimi. Fazla fotojenik olmadığım için garip de çıkıyorum. 
#7 Karadenizli olup çay sevmeyen olur mu? Olmaz.
#8 Çok sabırsız biriyimdir. Neyle uğraşıyorsam bir anda çabuk olsun isterim ama bazı konularda da zamana ihtiyacım olabiliyor. Ortamlara ya da kişilere çabuk uyum sağlayıp ayak uydursam da o ruhu kolay yakalayamıyoum. Bilmediğim yeni şeylere adapte olmak biraz zorluyor.
#9 Duygusal bir yapım var. Duygularımı en uç seviyelerde yaşarım. Çok sever, çok üzülür, çok kızarım. Her şeyin çoku vardır bende. Orta kararı yoktur. Saman alevi gibi parlayıp sönmüşlüğümde çoktur.
#10 Bir şeyi istemem yeterlidir yapmam için. Hayatımda olan değer verdiğim insanlar benim için önemlidir. Sevdiğim biriyse istediği ne olursa olsun (bu benim sınırımı zorlasa da) elimden geldiğince yaparım. Ama istemem gerek. Sevmediğim biriyse, en basit bir şey dahi olsa yapmam.
#11 Benden hiç Polyana olmaz. Hayatın hep gerçekçi yanına bakıp ne kadar acı ve ağır olursa olsun onu görmeyi seçtim. Zorlandığım yerde direnip savaşmış da olsam çoğu yerde sırtımı dönüp gittiğim de oldu ama hiç iyimserlik yapmadım. Bildim ki iyimser olmak kişinin kendini kandırmasıdır. Ve zaten yaşadığımız bu hayatta etrafımızda olan kişiler bizi yeteri kadar kandırmaya çalışıyor bir de kendimiz eksik olalım, değil mi?
#12 Bezelye çok severim, pilav çok severim. Tatlıyla da aram iyi sayılır. Kadayıf severim bir kere, üff fıstıklı hele. Bir de lahmacun. Lahmacun sevmeyen olmaz ama değil mi?
#13 Son zamanlaeda blog ve bookstagram hesabımı ihmal ettim ama yakın zamanda sevdiğim şeyleri payapsmayadevam edeceğim. Kitapları anlatmak hoşuma gidiyor. Bookstagram hesabımda ise arada sevdiğim türkülerin hikayelerini araştırıp onları paylaşıyorum. Türküleri de çok severim, farklı ruh haline sokuyor bir de gerçekte yaşanmış hikâyelerse...
#14 Yazmayı da okumak kadar severim. Amatör olarak yazıyorum aynı zamanda. Kendi hayalini kaleme alıp kurgu oluşturmak çok farklı hissettiriyor insana. Bir de aşkı kaleme almak başka ediyor insanı. Bir filmde izlemiştim sanırım, yalan olmasın şimdi. Şöyle diyordu; “Kimisi şanslıdır aşkı yaşar anlatır, kimisi şanssızdır aşkı yazar anlatır.”
Ben aşkı bilmeden yazanlar kervanında olan amatör bir yazarım. Aşk nedir mı? Onu da bir ara anlatırım!
#15 Okul hayatım boyunca Türkçe ve edebiyat derslerinden geçer not haricinde not alamadım. Sayısal kafası vardı bende. Bu yüzden Muhasebe okudum. Sonra kitaplar hayatıma girdi, arada bir karaladığım şiirler de vardı sonra yazmaya başladım. Zıt şeyleri bir araya getirmek gibi huylarım da vardır. Kitap okumak bir nevi insan okumaktı, ben de hem yazıp he! okumayı seçtim.
Bir de hayalim var, bir gün benim de basılı en az bir kitabım olacak.
Umarım.

*****

Birilerini etiketleyerek sınırlandırılmak yerine gören herkesin katılmasını bekliyorum ✋

Bana ulaşmak için 👇
wattpad : sonsayfasihayat
instagram : sonsayfasihayat
twitter : sonsayfasihayat